reklam
reklam
DOLAR 32,2779 % 0.16
EURO 35,0211 % 0.48
STERLIN 41,1032 % 0.17
FRANG 35,6465 % 1.01
ALTIN 2.428,69 % 0,30
BITCOIN 67.972,00 0.343

Cumhuriyet Halk Partisi “HAYIR” İçin Toplandı

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :
Cumhuriyet Halk Partisi “HAYIR” İçin Toplandı
reklam

Cumhuriyet Halk Partisi referandum süreci için çalışmalarına başladı. Geçtiğimiz gün gerçekleştirilen toplantıya üst düzey katılım sağlandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekilleri, Belediye Başkanları, İlçe Başkanları, Belde Başkanları, Kadın Kolları Başkanları, Gençlik Kolları Başkanları ve partililerin katıldığı toplantıda referandum ve başkanlık sistemi hakkında sunumlar yapıldı. Başkanlık sisteminin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni geri dönülmez bir yola sokacağını ifade eden CHP Kırklareli Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Vecdi Gündoğdu “İnadına adalet, inadına özgürlük inadına hayır diyoruz” dedi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun getirilen sistemle birlikte tek bir kişinin idaresine teslim edileceğini söyleyen Vekil Gündoğdu “Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda (HSYK) kürsü seçimleri kaldırılmış, ancak tüm seçim bir kişinin kontrolüne verilmiştir. 13 kişilik kurulun altısı (1 bakan, 1 müsteşar, 4 üye) doğrudan başkan tarafından atanır. 7’si ise başkanın siyasal hâkimiyetine göre kurgulanmış Meclis çoğunluğuna bırakılmıştır. Burada başkanın seçtiği 4 kişinin “doğrudan meşruiyet” alanından geldiği ifade edilirken, Meclis’in seçtiği 7 kişinin “dolaylı meşruiyet” alanından geldiklerinin ifade edilmesi, başkanın meşruiyetine Meclis’inkinden daha fazla değer verildiğini göstermesi açısından anlamlıdır. Gerçekle ilgisi olmayan bu meşruiyet derecelendirmesi aslında yaratılmak istenen sistemin fikri arka planını da ele vermektedir. Sistem tek kişi üzerine kurulmuş, Meclis etkisizleştirilip başkan hâkim kılınmak istenmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, bu sistemle doğrudan bir kişinin siyasi iradesine teslim edilmiş, kurul aracılığıyla bütün yargı sistemi yürütme organının hâkimiyeti altına sokulmuştur. Elinde bu kadar güç ve yetki bulunan bir başkanın, partisinde genel başkanlığı bir başkasına bırakması eşyanın tabiatına aykırıdır. Disiplinli parti sisteminin olduğu hiçbir yerde bunun aksi düşünülemez. Başbakanların dahi parti genel başkanlığını terk etmedikleri bir yapıda, yürütmenin tek hâkimi olacak başkanın genel başkanlığı bırakacağını söylemek olsa olsa savunma refleksi içinde söylenmiş temelsiz bir gerekçe olur. Sistemi savunanlar da genel başkan olma ihtimalini yok saymıyor. Bu ihtimal dahi sistemi sakatlamaya yetecektir. Kaldı ki sorun mutlaka genel başkan olup olmaması değil, bizatihi parti bağının yaratacağı sorudur. Parti bağı başkana hem yasama organını belirleme hem de yargıyı siyasileştirme imkânı tanıyor. Bu da güçler ayrılığını ortadan kaldıracak en önemli faktördür. Partili başkan, devleti parti devletine dönüştürür. Parti devletinde devlet kapısı partili olmayana kapalı olacaktır. Partili başkanın nasıl tarafsızlık yemini edeceği ise hâlâ açıklanabilmiş değildir. Tarafsız olmayacağı kesin olan biri başkan olacak ama tarafsızlık üzerine yemin edecektir! Kural olarak başkan iki dönem seçilebilir. Ancak başkanın ikinci döneminde Meclis erken seçim kararı alırsa başkan üçüncü dönem için de aday olabilir. Sistem, başkanın parti genel başkanı olması, seçimlerin birlikte yapılması, disiplinli parti geleneğinin yerleşik olması nedenleriyle Meclis’i kontrol eden bir başkan yaratacaktır. Bu durumda parti genel başkanı olan başkanın Meclis çoğunluğunu harekete geçirip ikinci döneminin sonunda erken seçim kararı aldırarak süresini üç dönem, 15 yıla uzatma imkânı da sağlanmıştır. Bunun ancak etik nedenlerle gerçekleşmeyeceği ileri sürülebilir ki anayasal kurumlar etik güvencelere terk edilemez” dedi.

Cumhurbaşkanının yasama yetkisine ortak edildiğini ifade eden Vekil Gündoğdu “Yasama tekelinin halkın seçtiği meclislerde olması, egemenliğin saraydan halka geçmesi sürecinin ayırıcı özelliğidir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle cumhurbaşkanı, Meclis’in yasama yetkisine ortak oluyor. Adı her ne kadar kanun olmasa da herhangi bir yetki kanununa dayanmadan çıkarılabilen kararnameler, niteliği itibariyle kanun düzeyinde düzenlemelerdir. Zaten aynı düzeyde olduğu için kanunlar gibi bunların denetimi de Anayasa Mahkemesi’ne bırakılmıştır. Cumhurbaşkanının kanunu veto etmesi halinde aynı kanunun yeniden kabulü için salt çoğunluk (301 oy) aranması şartı da, kanun çıkarmayı zorlaştırıp kanun yerine kararnameyle yönetimin önünü açma yöntemidir” dedi. 

 

Haber/Kaynak: Sınırkent